30 Aralık 2014 Salı

Soz

neydi nasildi?
dilimin ucunda ufak bir sizi
cay sicakti, cay yakardi sicakken
martilari duyardim sizi kalbime inerken
onun golgeleri zihnimin duvarlarinda
geceler gunduzleri kovalamaz
geceler kaplardi bir tutam golgesini
golgesi. nefesi. sesi.
arnavut kaldirimlar acitti ayaklarimi
soguk degil yagmur ama ruzgardi usuten
unuttugum hisirtisi o yapraklarin
elleri sicakti ama ruzgardi usuten
ayaklarim yururken kalbim durdu
nasildi? nedendi?
parca parca anilarim batti
ayaklarima arnavut kaldirimlar arasindan
golgeler kirmizi zihnimin duvarlarinda
sessiz gecelerde gunduzleri dusledim
karanlikta unuttum usudugumu
unuttum ellerini
ayaklarimla birlikte kalbim de kanadi
durdugu yerde kanar mi kalp?
kanadi.
cay sogudu. martilar sustu.
o kokusu denizin, gecenin golgeleri
gitti hepsi kayboldu.
her gidisin donusu var midir?
keske her yol gunesli denize ciksa
kayboldugumda yoluna oldugum sehrin
arka sokaklarinda
bir his var icimde
sanki kalbim icmiscesine o sicak cayi
sizliyor ufak ufak
ozlemiyle tutusurken sehrimin
unuttugum elleri saclarimi oksuyor
gunesi bekliyorum ama gunes dogmuyor
hayalimde bir siluetin gidisini izliyorum
her uykumdan once
usudugumu unutmak icin uykuyu cagirarak
kurban oldugum sehir icin sozler veriyorum
kaybolsam da unutmam yolunu

Sis 23 Aralik 2014

1 Aralık 2014 Pazartesi

Sepetteki Kruvasanlar

G: -Ben o kruvasani istiyorum,
M: -Ama bu benim kruvasanim. Git kendine oradan baska bir tane al.
G: -Hayir ben senin aldigini istiyorum.
M: -Hey C! Suna birsey soyle, benim kruvasanimi almaya calisiyor.

C: -Ama orada bir sepet dolusu var. Oradan alabilirsin G.
M: -Arkadas anlamiyorsun! Ben onun kruvasanini istiyorum digerlerini degil.
C: -Anlayamiyorum.. Ama bir sepet dolusu var. Neden onun kruvasanini istiyorsun..
M:- Digerlerini degil onu istiyorum.
C: -Ama sepet agzina kadar dolu. Anlayamiyorum...


Evet anlayamamisti. Neden bir tane kruvasan isteyebilirdi ki, sepet agzina kadar kruvasanla doluydu, Ne farki vardi bir kruvasanla diger kruvasanin. Biri biraz daha yanmisti, digeri ise biraz daha yumusakti. Bir digeri ise ikiye bolunmustu. Ama hepsi ayni tattaydi onun gozunde. Karnini doyuran bir sepet dolusu kruvasan.

Bir sevgilisi vardi, asik olmayi birakti ona. Sonra ayrildi ondan. Baska bir kadinla yatmaya basladi. Onu cekici bulmustu sevgilisi varken de. Sonra onunla yatarken baska kadinlarla da yatti. Eski kiz arkadasiyla opustu, diger kadinin yanindayken. Sonra bir baskasiyla daha opustu ve o baskasini da istedi. Mutluydu. Aradigini buluyordu. Duygulari vardi, ve her seferinde hissediyordu onlari. Duygulari o ana bagliydi, sonra baska duygular geliyordu ve ayni tadi veriyordu.


C: -Anlamiyorum, neden kendini durduruyorsun? Neden beni opmeye devam etmiyorsun? Cekiniyor musun? Anlayamiyorum? Bana aciklar misin?
P: -Icim bos gibi. Hissedemiyorum gibi. Sanki bosmusum gibi.
C: -Yakin zamanda birinden mi ayrildin? Cok mu kotuydu? Kim ayrildi?
P: -Evet ama ben ayrildim. Cok mutluyum ayrildigimdan beri.
C: -Ben hep birseyler hissederim, kotu hissederim, uzgun hissederim, iyi hissederim... Ama hic bos hissetmedim. Anlayamiyorum o yuzden. Neden boyle hissediyorsun?
P: -Sanirim nedenini bilseydim boyle hissetmezdim.

Sonra sarildilar ve uyudular. Uyandiginda usuyordu. Cok olmustu ayrilali, uzun sureli hayatinin aski dedigi iliskisini bitireli neredeyse bir yil, diger sacmasapan ve bosluktan kaynaklanan ama yogun duygular yasadigi sonra da insanlara guvenini tamamen kaybettigi iliskisini bitireli de iki uc hafta olmustu en fazla. C uyuyordu. Onu uyandirmadan gitti.

Sepette kruvasanlar vardi. Hepsinin kucuk farkliliklari vardi. Bazilari parcalanmisti. Bazilari daha tatliydi. Bazilari kuru, bazilari yumusak. Sonra hepsini yedi birileri, kahvalti bitti. Herkes doydu.

9 Ağustos 2011 Salı

Bu yaz bir aylığına, seyahat amaçlı Fransa'ya gittim. Bu yazıya orada başıma gelen ufak gibi görünen ama aslında öyle olmayan bir olayı anlatarak başlayacağım.
Bir arkadaşımla beraber seyahat ediyorduk, trenle Bordeaux'dan Lyon'a gidecektik. Biletimiz Tolouse aktarmalıydı dolayısıyla 20:30 da trene binip gece Toulouse'da tren değiştirecek, sabah 6 gibi de Lyon'a varacaktık. Trene bindik koltuklarımıza oturduk. Tren hareket etti. Bir süre sonra yanımızdan iki tane adam geçti Türkçe konuşuyorlardı. Bileti onaylatmak gerekiyor trene binmeden, adam onu yapmamış endişeleniyor birşey olur mu diye. Ben de normalde yüzüne bile bakmayacağım at hırsızı tipli adama sırf Türk diye dönüp birşey olmayacağını rahat olmasını en fazla ceza ödeyeceğini söyledim. Adam "Siz de mi Türksünüz aa!" gibi birşeyler dedi, arkadaşı arkama oturmuştu biraz muhabbet etmeye çalıştı ben biraz rahatsız oldum adamlar çok tekin gelmedi döndüm önüme. Sonra farkettim ki bileti onaylatmayan adam, karşıda bizi gören bir yere oturmuş bizi izliyor. Bakışları o kadar pis ki resmen gözleriyle orada soydu bizi. O kadar rahatsız olduk ki yerimizi değiştirip adamın arkasına geçtik bakamasın diye. O sırada diğer bir arkadaşları -daha önce konuştular oradan anladık, yine Türk- koltukta öpüşen bir çifti izliyor gizli gizli. Gözünü kapatıyor uyuyor numarası yapıyor, arada açıp sağa sola bakıyor sonra dik dik çifte bakıyor.

Toulouse'a varmak üzereyken kapının yanına gittik, onlar da kalktılar bekliyoruz trenin durmasını, babam aramış gibi yaptım "tamam baba biz geldik çaldırırım inince gelirsiniz" dedim o sırada çifti izlemiş olan adam "Aaa siz de mi Türksünüz bilsek muhabbet ederdik" gibi laubali bir laf etti. "Neden geldiniz napıyorsunuz burada?" diye sordu. "Akraba ziyareti" diye cevap verdim. Tren durdu indik arkadan hala bakıyorlardı nereye gittiğimize, hızlı adımlarla kaçtık ve diğer trenimizi yakaladık.

Bu olayı anlatma sebebime gelelim. Bir ay boyunca Fransa'da gece gündüz yolculuk yaptım, değişik bir sürü insanla tanıştım, yabancılarla sohbet ettim, insanlarla gözgöze gelip merhabalaştım, evsizlerle karşılaştım, ıssız yerlerde bulundum ama hiçbir yerde bu şekilde rahatsız edici tacizci bir tavır görmedim ve hiçbir yerde bu korkuyu hissetmedim o tatil boyunca. Kendime şaşırdım. Bu nasıl bir korkuydu böyle yerleşmiş içime de adamın birinden deli gibi korkuyorum?

Sonra tatil bitti Esenboğa'ya indik. Havaşla A.Ş.T.İ. ye gittik. Yine o korkunç bakışları süzmeleri laf atmaları gördük. İnsanlar o kadar doğal karşılıyor ki artık bunları kimsenin umrunda bile değil. Hayatın bir parçasıymış gibi davranıyorlar. Ama değil. Bu hoşgörülemeyecek korkunç bir gerçek.

Geçenlerde bir kız şort giyiyor diye İstanbul'da dayak yemiş.Otobüstekiler adama hiçbirşey yapmamış haklı gördüler demek ki. Erkekleri geçtim, hiç kadın yok muydu o otobüste? Bu saldırının sadece o kıza olmadığını anlayamıyorlar mıydı? Anlayamıyorlardı. Peki ya polis? Kız şikayet ettiği karakolda ciddiye bile alınmamış. Bu kız hayvan mı? Bu kız insan. Dayak yemiş taciz edilmiş bir insan.

Kadına şiddet ve taciz heryerde var diyorlar, Avrupa'da da var burada da ne yapalım diyorlar. Hayır Avrupa'da bu yok. Bunun bahanesi olamaz, bu kadar ciddi bir sorun düzeltilmeden bekliyor ve kimse bunun için birşey yapmıyor.Bundan daha önemli ne olabilir? Bir ülkenin yarısı kadın, ve o yarısı dayak yiyor, tacize uğruyor ve daha nelere katlanıyor. Aynı zamanda bu ülkenin en az yarısının dindar olduğunu biliyoruz. O otobüste oruç tutan birileri yok muydu? Vardı. Şimdi onlar dindar oldukları için, şimdi onlar oruç tuttukları için iyi insan mı oldular? Burada anlatmak istediğim şey ahlak ya da din değil. İnsanlık.




30 Aralık 2009 Çarşamba

"emir" olmak

Yakın bir arkadaşımla msnde konuşuyorduk. O sırada ona birinden iletiler geliyor, biz de dalga geçiyoruz atan kişiyle kendi aramızda. Çoçuk bir süredir arkadaşımın peşinde koşup duruyordu. Yapışkan biriydi ve arkadaşım ona soğuk davrandığı halde o takıntılı bir biçimde mesaj atmaya devam ediyordu. Mesajlarda ve msnde sürekli bir muhabbet etme çabası, "nolur beni tanı, sev" ana fikri vardı.Hatta böyle bariz soğuk davranmasına karşın arkadaşım, bu yaptığı şebekliklere baya bi devam etti. Biz yandan güldük ne kadar zorlayıcı ve yapışkan olduğuna. Çabası çok komikti gözümüzde. Yani niye seninle muhabbet etmeyen zorla iki kelime eden birinin üstüne bu kadar düşersin ki.Saçma ve komik gelmişti.

Ben başka bir pencereden uzun zamandır ilişkim olan adamla konuşuyordum bütün bu konuşma sırasında.Benim yazılarım siyah, onun yazıları bordo renkliydi. Bir yandan oyun oynuyordu o. Önce yılbaşı programımızdan bahsediyorduk. Sonra bir süre geyik yapmıştık sanırım.Genelde bana hep geç cevap yazar. Ben de eskisi kadar sabırsız değilim. Neyse konuşma devam etti. O hala oyundaydı.. Ona, bi gün o oyunlar kadar ilgi çekici olmayı dilediğimi söyledim. Bana dilimin bugün papuç gibi olduğunu söyledi.Bunu çok da ciddi söylediğinden değil ama; yine de birden durdum. İşin garibi ben o bunu diyene kadar bütün konuşma boyunca eğlenmiş gülmüştüm. Cidden espriler falan yapmış o muhabbeti ilgi çekici hale getirmek için kasmıştım. Kısaca şebeklikler yapmıştım. Benim arkadaşlarımla muhabbetim iyidir kimsenin benden sıkıldığını sanmıyorum cidden birlikte gülmekten yerlere yatarız genelde. Onunla da o şekilde konuşmuştum geyikler espriler..Sonra birden konuşmanın tipine baktım bi şöyle. Neredeyse hepsi siyahtı o ekranın.Bir bordo 6-7 tane siyah yazı şeklinde seyretmiş meğerse konuşma. Hani demiştim ya geyik yaptık diye; ben geyik yaptığımızı sanarken aslında sadece ben geyik yapıyomuşum o da geçiştirici tepkiler veriyomuş direk. Tekrar okuduğumda bunu farkettim.Aslında dikkati bende değildi bi yandan oyun oynuyordu, bi yandan video izliyordu ne bileyim öyle şeyler belki. O konuşmada ben binbir şebeklik yapmıştım ama o hiç çaba göstermemişti. Açtığım muhabbetleri devam bile ettirmemişti. Onda işe yaramadı belki bilmiyorum. Ya da çekemedim ilgisini. Benimle muhabbet etmekten keyif almadığını düşünüyorum şu anda. Açıkçası kalbim kırıldı. Birinin sizin ona gösterdiğiniz çabayı görmesi ve yine de hiçbirşey yapmaması kötü bişey. Ne yitirdik merak ettim. Mutluyduk hiçbirşey eksik de değildi. Yanılıyor muyum bilemiyorum. Ama sustum sonra.O kadar utandım ki. Konuşamadım.

Arkadaşımla üzerinde geyik çevirdiğimiz çocuğun adı "emir". Emir'e gülmüştük çünkü birkaç gündür onunla muhabbet etmek istemeyen birinin üzerine düşüyor, sevgi ve ilgi dileniyordu. Şimdi kendime gülüyorum. Ben onun yaptığı şeyi onun yaptığı süreden çok daha uzun bir süredir yapıyordum çünkü. Sadece, insan bazen bişeylerin içinde olduğundan anlayamıyor belki. Bu çok gurur kırıcı birşey.Birlikte olduğum adama belki açık açık nolur benimle muhabbet et dememiştim ve o da açık açık" hayır istemiyorum. seninle muhabbet etmek beni açmıyor" dememişti. Ama ben 6-7 satırlık debelenmelerimle yalvarmış, o da tek satırlık "hay allah", "öyledir öyledir","senin de dilin uzadı" larıyla beni pek de ilgi çekici bulmadığını belli etmişti işte o an.

Kimi zaman herkes farkında olmadan "emir" e dönüşebiliyor hayatında. Belki de birilerinden aşk ve ilgi dilenmekten vazgeçmek gerek. Belki emirin hatası buydu.Ona gülen birileri nasıl varsa, belki bana da gülünmüştü. İşte böyle, şu dakikada kendi kendime söz veriyorum: "Bir daha asla bir başkasının dudağından çıkacak iki kelime için şekilden şekile girip kendimi alçaltmayacağım."

19 Aralık 2009 Cumartesi

Madur Olmak...

Yeni tanıştığım iki arkadaşımla konuşuyorduk. Birden konu eşcinselliğe geldi. Yani aslında tam geldi de denilemez sadece bir şekilde bahsi geçti. Biri "ıyy ne kadar iğrenç ve sapıkça. berbatlar." gibi bir yorumda bulundu. Diğeri de "katılıyorum öğğ" benzeri birşey dedi. Ben bunun ne kadar garip bir tepki olduğunu, onları neden yargıladıklarını anlamadığımı, saygı duymaları gerektiğini söylediğimde; "saygı duyulacak bir şey değil" cevabını aldım. Sonra kızın neye saygı duyup duymadığını ve kriterlerinin neler olduğunu çok merak ettim.

Çoğu heteroseksüel erkek, eşcinselliği şereflerine sürülmüş bir leke gibi görüyor. Bence bunun altında bir korku yatar. Birilerinin öyle bir yönelimi olduğunu gördüklerinde belki de içlerinde bir eşcinseli barındırabileceklerini görüp kendilerinden korkuyorlar. Kendi cinsel tercihleri hakkında şüpheye yol açıyor belki karşısındakinin bu durumu. O korkuyla saldırıyor, yargılıyorlar. Belki de içlerindeki eşcinselin dışarı çıkmasından korkuyor ve onu kaldığı yere gömmek için kendisiyle barışmış o kişileri bastırıyorlar, eziyorlar. Belki doğru olmasa da bu o kadar anlaşılmaz bir durum değil. Kişisel zayıflıklar böyle kötü davranışlara yol açabilir.

Ben bir kızın nasıl başta söylediğim gibi bir tepki verdiğine şaşırdım. Karşımdaki bir erkek olsaydı bu belki daha alışıldık olabilirdi (ki bunun alışıldık olması da çok garip.Sanki her gün gelip yolun ortasına sıçan bir insanın 40 yıl sonra hala her gün gelip sıçtığında çok doğal karşılanması gibi.bunun neden böyle olduğuna biraz sonra değineceğim.).Neden şaşırdım; çünkü aslında eşcinsellerin ve kadınların durumu birbirine çok benziyor. Bu toplumda ikisi de yargılanıyor, eziliyor, saygı görmüyor. Bir kadının evlenmeden önce biriyle cinsel beraberlik yaşaması, onun orospu olması demek oluyor. Ailesi ona kötü gözle bakıp dışlıyor. İleride evlenmek istediğinde karşısına çıkan adam ona bakire olup olmadığını soruyor. Kendisi daha önce bir sürü beraberlik yaşadığı halde kadından bakire olmasını yüzsüzce isteyebiliyor.Toplum bunu kaldıramıyor.Kendi ayakları üzerinde duran, istediği gibi yaşayan bir kadın onların anlayışına uymuyor.Çünkü onlar kadını bir erkeğin istediklerini yapmak için(tek bir erkeğin- o da kocası) büyütülmüş, yalnız başına dışarı çıkamayan, dışarda içince ayıp karşılanan, bir erkekle görüldüğünde cık cık lanan bir "namus" objesi olarak benimsemiş. Eşcinseller de toplumun aynı şekilde baktığı bir kesim. Cinsel yönelimlerini açıklayamıyor, sevdikleri insanla rahatça el ele gezemiyorlar. Aynı bakire olmayan bir kadının rahatsız edilmesi gibi, işe alınmıyor, dayak yiyor, huzursuz ediliyorlar. Pek farkı yok. Her türlü toplum insanları kategorize ediyor ve baskılıyor. Kadını dürtülerini bastırması için, eşcinselleri olmadığı kişiler gibi davranmaları için zorluyor.

O kızın tepkisine şaşırdım evet.Kendi maduriyetinin farkında değildi çünkü. Yargıladığı kişiler de kendisi gibiydiler. Onları yargılarken kendisinin de yargılandığının farkında mıydı acaba? Suç kimde? Erkekler tarafından yargılanmaya göz yuman, hatta hemcinslerini bile bakire olmadığı için yargılayan kadınlarda mıydı, yoksa onları bir eşya gibi kutulara koyarak ayıran erkeklerde mi?Ezen mi suçlu ezdiren mi?

Erkekler kadınlar üzerinde bir baskı kurmuş. Bunun sebebi nedir? Bunun sebebi buna göz yumulması. Yani bir kadın kafasını kapatıp evde oturmayı, ömrünü bir adamın isteklerine adamayı kendine yakıştırıyorsa; bunu yapmayan kadınlara ayıplar gibi bakıyorsa, kimseyi suçlayamaz. Bir insanın kendini ezdirmeyecek kadar güçlü olması gerekir. Süregelen bir yanlış, herkes tarafından benimsense de doğru değildir. Doğru, yanlış; göreceli kavramlar ama eğer bu, birilerini madur ediyorsa yanlıştır bence. O kızın tepkisine şaşırdım. O kızın zihniyeti de bu zihniyetti. Erkeklerin, toplumun saçma sapan baskıcı düşüncelerini kendi düşüncesiymiş gibi benimsemişti. Sanki bu kendi isteğiymiş gibi davranıyordu.Eşcinseller gibiydi o da.İçindekileri gizlemek zorundaymış, sanki bebek kadar masummuş gibi davranmalıymış gibi, kişiliğini bastırmak mecburiyetindeymiş gibi sanıyordu kendini. Yıllar sonra, hiçbirşey yaşamadan görmeden, ayıp günah diye güdülerini baskılayarak, dünyadan habersiz yaşlandığında anlayacaktı hatasını. Ya da anlamadan geberip gidecekti.Sustum söylediklerini duyduğumda. Allah rahmet eylesin dedim boşa geçecek hayatına.

Bu böyle olmaz. Ayağa kalkın söyleyin kimseniz. Ve yaşayın ne istiyorsanız. Çünkü bir daha gelmeyeceksiniz buraya.

11 Aralık 2009 Cuma

Süslemek.

Otobüsün en arkasında oturuyordum. Bir kız yandaki camlardan dışarıda duran çocuğa bakıp gülümseyerek yaklaşıyordu. Arkaya yakın koltuklardan birine oturdu. Dışarıdaki çocuk da heyecanlı bir şekilde onu görmeye çalışıyordu. Camlar hafif buğuluydu. Kız oturdu. Kafası otobüs hareket edene kadar çocuğa dönüktü. Yeni oldukları her hallerinden belliydi. Çocuk muhtemelen ona "şimdiden özledim" benzeri bir mesaj çekti ki otobüs kalkar kalkmaz kız telefonuna bakıp sırıtmaya başladı.Aslında şimdiden özlememişti diye düşündüm. Kimse şimdiden özlemez.Ama çocuk neden böyle bir şey söyleme gereği duydu? Neden bir ilişkinin yeni başladığı zamanlarda çiftler birbirine hoş sözler söylemeye çalışır? Ya da neden sürekli ne kadar sevdikleri üzerinde konuşurlar yeni çiftler? Acaba bu bir göz boyama olabilir mi?

Cicim aylarının fazla uzun sürmediği kaçınılmaz bir gerçek. İnsanlar belki de içgüdülerini örtmek için, hormonlarının kişiyi bir dişiye ya da erkeğe fiziksel olarak yakınlaşmaya itmesi yüzünden ortaya çıkan bir ilgiyi güzel laflarla, romantik yalanlarla süslüyorlar. Aşk gerçek mi, yoksa cinsel ilginin kibarlaştırılmış versiyonu mu?

Uzun süreli bir ilişkinin içinde olduğum için geçtiğim evreleri gözümün önüne getiriyorum. Sanırım bizim de içi çok da dolu olmayan iltifatlar, sözler söylediğimiz oldu. Gerçekten özlemediğimiz halde özledim dediğimiz zamanlar... Aradan uzun zaman geçince gerçekten hissettiğimizde süslemeye gerek görmemeye başladık. Fiziksel olarak yakınlaştıkça belki de duygusal anlamda yalan söylemekten yavaş yavaş vazgeçtik. Acaba bu artık aşık olmadığımızı mı gösterir yoksa gerçek aşkın süslenmeye gerek duymadığını mı? İçimden güzel sözler söylemek geliyor tabii ama o sözler "seni şimdiden özledim" yanında sade kalıyor. Aşk basit midir, yoksa şatafatlı mıdır? Bilemiyorum. Sadece bu kadar uzun zamandan sonra ilk zamanlarda söylediğim "seni seviyorum" ların şimdikilerden çok daha farklı olduğunu farkettim. Söylenmediğinde daha güçlü kalıyor şimdi o iki kelime.

İlişkilerin de insanlar gibi ömürleri var sanırım. Belki bizimkisi orta yaşlıyken otobüs çiftinin ilişkisi daha emzirme dönemindeydi. Zamanla fiziksel çekimi örtüp süslememeyi öğrendiklerinde, belki de cidden sevip sevmediklerini anlayacaklar. Ve eğer yalnızca süsten ibaret ise kaybolup gidecek sanırım. Değilse, belli belirsiz söylenen iki kelimeye büyük duygular sığdırmayı öğrenecekler.Önemli olanın dile getirmek, bağırmak değil de; gerçekten hissetmek olduğunu anlayacaklar belki de.

Bir yerden başlamak gerek...


Bir süredir boş ekrana bakıp ne yazacağımı düşünüyorum.Ve sonra yanlış yaptığımı farkediyorum. Sanırım yaşamak da bu ekran gibi. Dolmayı bekleyen bir alan. Ne yazacağını düşünürken hiçbir şey yazamadığın, yalnızca yazmaya düşünmeden başladığında kendi kendine doluveren bir defter. Yazmaya bir yerden başlamak gerek. Başlayalım bakalım...