9 Ağustos 2011 Salı

Bu yaz bir aylığına, seyahat amaçlı Fransa'ya gittim. Bu yazıya orada başıma gelen ufak gibi görünen ama aslında öyle olmayan bir olayı anlatarak başlayacağım.
Bir arkadaşımla beraber seyahat ediyorduk, trenle Bordeaux'dan Lyon'a gidecektik. Biletimiz Tolouse aktarmalıydı dolayısıyla 20:30 da trene binip gece Toulouse'da tren değiştirecek, sabah 6 gibi de Lyon'a varacaktık. Trene bindik koltuklarımıza oturduk. Tren hareket etti. Bir süre sonra yanımızdan iki tane adam geçti Türkçe konuşuyorlardı. Bileti onaylatmak gerekiyor trene binmeden, adam onu yapmamış endişeleniyor birşey olur mu diye. Ben de normalde yüzüne bile bakmayacağım at hırsızı tipli adama sırf Türk diye dönüp birşey olmayacağını rahat olmasını en fazla ceza ödeyeceğini söyledim. Adam "Siz de mi Türksünüz aa!" gibi birşeyler dedi, arkadaşı arkama oturmuştu biraz muhabbet etmeye çalıştı ben biraz rahatsız oldum adamlar çok tekin gelmedi döndüm önüme. Sonra farkettim ki bileti onaylatmayan adam, karşıda bizi gören bir yere oturmuş bizi izliyor. Bakışları o kadar pis ki resmen gözleriyle orada soydu bizi. O kadar rahatsız olduk ki yerimizi değiştirip adamın arkasına geçtik bakamasın diye. O sırada diğer bir arkadaşları -daha önce konuştular oradan anladık, yine Türk- koltukta öpüşen bir çifti izliyor gizli gizli. Gözünü kapatıyor uyuyor numarası yapıyor, arada açıp sağa sola bakıyor sonra dik dik çifte bakıyor.

Toulouse'a varmak üzereyken kapının yanına gittik, onlar da kalktılar bekliyoruz trenin durmasını, babam aramış gibi yaptım "tamam baba biz geldik çaldırırım inince gelirsiniz" dedim o sırada çifti izlemiş olan adam "Aaa siz de mi Türksünüz bilsek muhabbet ederdik" gibi laubali bir laf etti. "Neden geldiniz napıyorsunuz burada?" diye sordu. "Akraba ziyareti" diye cevap verdim. Tren durdu indik arkadan hala bakıyorlardı nereye gittiğimize, hızlı adımlarla kaçtık ve diğer trenimizi yakaladık.

Bu olayı anlatma sebebime gelelim. Bir ay boyunca Fransa'da gece gündüz yolculuk yaptım, değişik bir sürü insanla tanıştım, yabancılarla sohbet ettim, insanlarla gözgöze gelip merhabalaştım, evsizlerle karşılaştım, ıssız yerlerde bulundum ama hiçbir yerde bu şekilde rahatsız edici tacizci bir tavır görmedim ve hiçbir yerde bu korkuyu hissetmedim o tatil boyunca. Kendime şaşırdım. Bu nasıl bir korkuydu böyle yerleşmiş içime de adamın birinden deli gibi korkuyorum?

Sonra tatil bitti Esenboğa'ya indik. Havaşla A.Ş.T.İ. ye gittik. Yine o korkunç bakışları süzmeleri laf atmaları gördük. İnsanlar o kadar doğal karşılıyor ki artık bunları kimsenin umrunda bile değil. Hayatın bir parçasıymış gibi davranıyorlar. Ama değil. Bu hoşgörülemeyecek korkunç bir gerçek.

Geçenlerde bir kız şort giyiyor diye İstanbul'da dayak yemiş.Otobüstekiler adama hiçbirşey yapmamış haklı gördüler demek ki. Erkekleri geçtim, hiç kadın yok muydu o otobüste? Bu saldırının sadece o kıza olmadığını anlayamıyorlar mıydı? Anlayamıyorlardı. Peki ya polis? Kız şikayet ettiği karakolda ciddiye bile alınmamış. Bu kız hayvan mı? Bu kız insan. Dayak yemiş taciz edilmiş bir insan.

Kadına şiddet ve taciz heryerde var diyorlar, Avrupa'da da var burada da ne yapalım diyorlar. Hayır Avrupa'da bu yok. Bunun bahanesi olamaz, bu kadar ciddi bir sorun düzeltilmeden bekliyor ve kimse bunun için birşey yapmıyor.Bundan daha önemli ne olabilir? Bir ülkenin yarısı kadın, ve o yarısı dayak yiyor, tacize uğruyor ve daha nelere katlanıyor. Aynı zamanda bu ülkenin en az yarısının dindar olduğunu biliyoruz. O otobüste oruç tutan birileri yok muydu? Vardı. Şimdi onlar dindar oldukları için, şimdi onlar oruç tuttukları için iyi insan mı oldular? Burada anlatmak istediğim şey ahlak ya da din değil. İnsanlık.